وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفّٗا١Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir. 1
فَٱلزَّـٰجِرَٰتِ زَجۡرٗا٢Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir. 2
فَٱلتَّـٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا٣Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir. 3
إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدٞ٤Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir. 4
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ٥Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir. 5
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ٦Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. 6
وَحِفۡظٗا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ مَّارِدٖ٧Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk. 7
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٖ٨Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır. 8
دُحُورٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ وَاصِبٌ٩Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır. 9
إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ ثَاقِبٞ١٠Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir. 10
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينٖ لَّازِبِۭ١١Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır. 11
بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ١٢Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar. 12
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ١٣Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler. 13
وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةٗ يَسۡتَسۡخِرُونَ١٤Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar. 14
وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّبِينٌ١٥"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler. 15
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ١٦"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler. 16
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ١٧"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler. 17
قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ١٨De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak." 18
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ١٩Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar. 19
وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ٢٠Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür." 20
هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ٢١Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir. 21
۞ٱحۡشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ٢٢İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun." 22
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ٢٣İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun." 23
وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡــُٔولُونَ٢٤"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır." 24
مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ٢٥Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" 25
بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ٢٦Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır. 26
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ٢٧Birbirlerine dönüp soruşurlar. 27
قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ٢٨İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler. 28
قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ٢٩Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz." 29
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمٗا طَٰغِينَ٣٠"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz." 30
فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ٣١"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız." 31
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ٣٢"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık". 32
فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذٖ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ٣٣O gün hepsi azabda birleşirler. 33
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ٣٤Doğrusu suçlulara böyle yaparız. 34
إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ٣٥Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler. 35
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٖ مَّجۡنُونِۭ٣٦"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi. 36
بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ٣٧Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı. 37
إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ٣٨Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız. 38
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ٣٩Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız. 39
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ٤٠Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır. 40
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقٞ مَّعۡلُومٞ٤١İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur. 41
فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ٤٢İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur. 42
فِي جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ٤٣İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur. 43
عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ٤٤İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur. 44
يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسٖ مِّن مَّعِينِۭ٤٥Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur. 45
بَيۡضَآءَ لَذَّةٖ لِّلشَّـٰرِبِينَ٤٦Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur. 46
لَا فِيهَا غَوۡلٞ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ٤٧Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur. 47
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينٞ٤٨Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır. 48
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ٤٩Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır. 49
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ٥٠Birbirlerine dönüp sorarlar: 50
قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ٥١İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi." 51
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ٥٢İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi." 52
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ٥٣İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi." 53
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ٥٤Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der. 54
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ٥٥Bir bakar onu cehennemin ortasında görür. 55
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ٥٦Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin." 56
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ٥٧"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum." 57
أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ٥٨"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?" 58
إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ٥٩"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?" 59
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ٦٠İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur. 60
لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ٦١Çalışanlar bunun için çalışsın. 61
أَذَٰلِكَ خَيۡرٞ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ٦٢Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? 62
إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةٗ لِّلظَّـٰلِمِينَ٦٣Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık. 63
إِنَّهَا شَجَرَةٞ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ٦٤O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. 64
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ٦٥Tomurcukları şeytan başı gibidir. 65
فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِــُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ٦٦İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar. 66
ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبٗا مِّنۡ حَمِيمٖ٦٧Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir. 67
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ٦٨Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir. 68
إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ٦٩Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı. 69
فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ٧٠Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı. 70
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ٧١Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı. 71
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ٧٢And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik. 72
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ٧٣Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak! 73
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ٧٤Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır. 74
وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحٞ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ٧٥And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik. 75
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ٧٦Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. 76
وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ٧٧Ancak onun soyunu sürekli kıldık. 77
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ٧٨Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık. 78
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٖ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ٧٩Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık. 79
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ٨٠İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. 80
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ٨١Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı. 81
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ٨٢Sonra, diğerlerini suda boğduk. 82
۞وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ٨٣İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı. 83
إِذۡ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبٖ سَلِيمٍ٨٤Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi. 84
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ٨٥İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?" 85
أَئِفۡكًا ءَالِهَةٗ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ٨٦"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?" 86
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ٨٧"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?" 87
فَنَظَرَ نَظۡرَةٗ فِي ٱلنُّجُومِ٨٨İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi. 88
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٞ٨٩İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi. 89
فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ٩٠Onu bırakıp gittiler. 90
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ٩١O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi. 91
مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ٩٢O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi. 92
فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡيَمِينِ٩٣Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu. 93
فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ٩٤Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler. 94
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ٩٥İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır." 95
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ٩٦İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır." 96
قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنٗا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ٩٧Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler. 97
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدٗا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ٩٨Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik. 98
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ٩٩İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi. 99
رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ١٠٠"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı. 100
فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٖ١٠١Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. 101
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ١٠٢Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi. 102
فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ١٠٣Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik. 103
وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَـٰٓإِبۡرَٰهِيمُ١٠٤Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik. 104
قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ١٠٥Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik. 105
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَـٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ١٠٦Doğrusu bu apaçık bir deneme idi. 106
وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمٖ١٠٧Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. 107
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ١٠٨Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık. 108
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ١٠٩Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık. 109
كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ١١٠İşte iyileri böylece mükafatlandırırız. 110
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ١١١Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı. 111
وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيّٗا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ١١٢Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik. 112
وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنٞ وَظَالِمٞ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينٞ١١٣Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır. 113
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ١١٤And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk. 114
وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ١١٥İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık. 115
وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ١١٦Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi. 116
وَءَاتَيۡنَٰهُمَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِينَ١١٧Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik. 117
وَهَدَيۡنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِيمَ١١٨Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik. 118
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي ٱلۡأٓخِرِينَ١١٩Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık. 119
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ١٢٠Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık. 120
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ١٢١Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız. 121
إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ١٢٢İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı. 122
وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ١٢٣Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir. 123
إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ١٢٤Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti. 124
أَتَدۡعُونَ بَعۡلٗا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَٰلِقِينَ١٢٥Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti. 125
ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ١٢٦Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti. 126
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ١٢٧Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi. 127
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ١٢٨Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi. 128
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ١٢٩Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık. 129
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ١٣٠Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık. 130
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ١٣١Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız. 131
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ١٣٢O, inanmış kullarımızdandı. 132
وَإِنَّ لُوطٗا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ١٣٣Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir. 133
إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ١٣٤Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık. 134
إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ١٣٥Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık. 135
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ١٣٦Sonra diğerlerini yok etmiştik. 136
وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ١٣٧Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz? 137
وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ١٣٨Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz? 138
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ١٣٩Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir. 139
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ١٤٠Dolu bir gemiye kaçmıştı. 140
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ١٤١Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı. 141
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٞ١٤٢Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu. 142
فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ١٤٣Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı. 143
لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ١٤٤Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı. 144
۞فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٞ١٤٥Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık. 145
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةٗ مِّن يَقۡطِينٖ١٤٦Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik. 146
وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ١٤٧Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik. 147
فَــَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ١٤٨Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik. 148
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ١٤٩Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı? 149
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَٰثٗا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ١٥٠Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler? 150
أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ١٥١Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. 151
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ١٥٢Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. 152
أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِينَ١٥٣Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş? 153
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ١٥٤Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz? 154
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ١٥٥Hiç düşünmez misiniz? 155
أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنٞ مُّبِينٞ١٥٦Yoksa apaçık bir deliliniz mi var? 156
فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ١٥٧Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım. 157
وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبٗاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ١٥٨Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler. 158
سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ١٥٩Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir. 159
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ١٦٠Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır. 160
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ١٦١Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz. 161
مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ١٦٢Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz. 162
إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِيمِ١٦٣Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz. 163
وَمَامِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٞ مَّعۡلُومٞ١٦٤Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz." 164
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّآفُّونَ١٦٥Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz." 165
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ١٦٦Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz." 166
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ١٦٧Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi. 167
لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرٗا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ١٦٨Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi. 168
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ١٦٩Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi. 169
فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ١٧٠Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir. 170
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ١٧١And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir. 171
إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ١٧٢Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. 172
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ١٧٣Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir. 173
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ١٧٤Bir süreye kadar onlara aldırış etme. 174
وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ١٧٥Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir. 175
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ١٧٦Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar? 176
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِينَ١٧٧O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur! 177
وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ١٧٨Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. 178
وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ١٧٩İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir. 179
سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ١٨٠Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir. 180
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِينَ١٨١Ve selam, peygamberleredir. 181
وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ١٨٢Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır. 182